Ne kadar bağırırsan bağır, dünyanın arsız yüzüne ne kadar kustuğundur seni temiz tutan.
Asitin dolaşırken damarlarında, göz bebeklerini üşütecek kadar büyük bir hayretle bakma dünyaya!
Sen de biliyorsunki yaratıklar daha da çirkinleşebilirmiş aslında!
Ne istiyorsun? Ne bekliyorsun? Yoksa özlüyor musun o hiç tanışmadığın kişiyi?
Eğer ipek kadar incelirse o beyaz cam, o adamın kirpiklerini birbirine değdirdiğindeki esinti okşarsa yüzünü ve gerçekten yüzünde dolaşırsa bakışları tut kolundan çek onu kendi dünyana!
Bana sorma ama! Ben daha tek bir bakış bile saklayamadım kendime o beyaz camdan.
Çünkü ben “Neden Olmasın” derken, insanlar hep “Neden?” diye sorarlar bana.
Öyleki bazen havadan bir parça yakalayabilirsem incelemek için doldurucam acil durumlar kavanozuma.
Eğer bu insanlar oksijen çekiyorlarsa vücutlarına, benim soluduğum çok daha garip bişeydir diye vardım sonuca.
Hani neredeyse “Biyolojik Tehlike!” uyarısı asacaklar evimin kapısına.
Her defasında hayallerimi bir karaktere yükleyip yeni bir dünya katıyorum koleksiyonuma.
Günah o kadar güzel kokuyorki burnuma; beni ona, onu kendime sarasım geliyor her daraldığımda.
Kalabalık varsa yanlızlığın, özgürlük varsa kanatların, dinginlik varsa fırtınanın bir anlamı olabilir bu hayatta.
Örnekleri daha da çoğaltabilirim aslında.
Çoğaltım sistemimin dişlilerine lanet bir gülücük takıldı da kusuruma bakma!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder