Bu toprakların neresinde dolaşırsanız dolaşın duyarsınız ismimi. Çocukluğumun yeşilliğinden, ferahlığından getirildim buraya. Çimenin hissi, toprağın kokusu, ırmağın akışının ferahlığı yoktu artık benim için. Bir köşesinden diğer köşesine sürüklendim Samirna'nın, bu kan kokan krallığın. Toprağa düşen her damla terimin bir hikayesi vardır. Büyüdükçe kutsandım. Nam saldık ben ve kardeşlerim İnes, Mirin ve Agutar. Huzur buldu Samirna kılıçlarımızın her sallanışında ve düşman karanlığına çekildi kanı damla damla aktıkça kılıçlarımıza. Düşmanı kendi karanlığında çürütmek için verdiğimiz son savaşta, bir lanet işledi Enrah göğsümün ortasına. Yiğit kardeşlerim birer birer düştü ecellerinden ölümün kucağına, ben hala yaşıyordum. Etleri sıyrıldı kemiklerinden, karıştı toprağa; ben hala yaşıyordum. Kemikleri kül oldu, savruldu rüzgarda; be hala yaşıyordum. Gezdim diyarlarda, mevsimler değişti. Üşüdüm karda, ısındım baharda, bunaldım yazda; hala yaşıyorum. Kaç insan ömrü yaşadım bilmiyorum. Büyük Kelken diyorlar bana. Huzuru getiren kahramanlardan son kalanım. Ölümsüz kahramanıyım Samirna'nın. Oysa içten içe yanan, yanıpta kül olmayı bile beceremeyen; sevdiklerinin birer birer ölüme teslim olmalarını izlemeye mahkum edilmiş bir yabancıyım.
Topraklar huzura kavuşalı çok oldu. Nicedir kanlar yıkandı ve insanlar korkularını sildi gönülellerinden. Ama batıdan yükselen fısıltılar yankılanıyor kulaklarımda. Hiç ölmeyen bir şeyler var orda. Zalim, kötücül, hastalıklı ve ete kemiğe bürünmeye hazır, bekliyorlar; tekrar boyamak için dünyayı koyu kırmızıya. Ben lanetli, kaç dost verdim toprağa.O yüzdendir ki caydım bir süre önce dost edinmekten. Sürgün hayatını seçtim. Ama o derenin kenarında, uykumun arasında bana görünen siyah saçlı, tekrar görünki bana sıcaklığından güç olayım bu ölüme gebe zamanlarda.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder