4 Mart 2012 Pazar

Ölümsüz

Bu toprakların neresinde dolaşırsanız dolaşın duyarsınız ismimi. Çocukluğumun yeşilliğinden, ferahlığından getirildim buraya. Çimenin hissi, toprağın kokusu, ırmağın akışının ferahlığı yoktu artık benim için. Bir köşesinden diğer köşesine sürüklendim Samirna'nın, bu kan kokan krallığın. Toprağa düşen her damla terimin bir hikayesi vardır. Büyüdükçe kutsandım. Nam saldık ben ve kardeşlerim İnes, Mirin ve Agutar. Huzur buldu Samirna kılıçlarımızın her sallanışında ve düşman karanlığına çekildi kanı damla damla aktıkça kılıçlarımıza. Düşmanı kendi karanlığında çürütmek için verdiğimiz son savaşta, bir lanet işledi Enrah göğsümün ortasına. Yiğit kardeşlerim birer birer düştü ecellerinden ölümün kucağına, ben hala yaşıyordum. Etleri sıyrıldı kemiklerinden, karıştı toprağa; ben hala yaşıyordum. Kemikleri kül oldu, savruldu rüzgarda; be hala yaşıyordum. Gezdim diyarlarda, mevsimler değişti. Üşüdüm karda, ısındım baharda, bunaldım yazda; hala yaşıyorum. Kaç insan ömrü yaşadım bilmiyorum. Büyük Kelken diyorlar bana. Huzuru getiren kahramanlardan son kalanım. Ölümsüz kahramanıyım Samirna'nın. Oysa içten içe yanan, yanıpta kül olmayı bile beceremeyen; sevdiklerinin birer birer ölüme teslim olmalarını izlemeye mahkum edilmiş bir yabancıyım.

Topraklar huzura kavuşalı çok oldu. Nicedir kanlar yıkandı ve insanlar korkularını sildi gönülellerinden. Ama batıdan yükselen fısıltılar yankılanıyor kulaklarımda. Hiç ölmeyen bir şeyler var orda. Zalim, kötücül, hastalıklı ve ete kemiğe bürünmeye hazır, bekliyorlar; tekrar boyamak için dünyayı koyu kırmızıya. Ben lanetli, kaç dost verdim toprağa.O yüzdendir ki caydım bir süre önce dost edinmekten. Sürgün hayatını seçtim. Ama o derenin kenarında, uykumun arasında bana görünen siyah saçlı, tekrar görünki bana sıcaklığından güç olayım bu ölüme gebe zamanlarda.

Bana Sorma!

Ne kadar bağırırsan bağır, dünyanın arsız yüzüne ne kadar kustuğundur seni temiz tutan.

Asitin dolaşırken damarlarında, göz bebeklerini üşütecek kadar büyük bir hayretle bakma dünyaya!

Sen de biliyorsunki yaratıklar daha da çirkinleşebilirmiş aslında!

Ne istiyorsun? Ne bekliyorsun? Yoksa özlüyor musun o hiç tanışmadığın kişiyi?

Eğer ipek kadar incelirse o beyaz cam, o adamın kirpiklerini birbirine değdirdiğindeki esinti okşarsa yüzünü ve gerçekten yüzünde dolaşırsa bakışları tut kolundan çek onu kendi dünyana!

Bana sorma ama! Ben daha tek bir bakış bile saklayamadım kendime o beyaz camdan.

Çünkü ben “Neden Olmasın” derken, insanlar hep “Neden?” diye sorarlar bana.

Öyleki bazen havadan bir parça yakalayabilirsem incelemek için doldurucam acil durumlar kavanozuma.

Eğer bu insanlar oksijen çekiyorlarsa vücutlarına, benim soluduğum çok daha garip bişeydir diye vardım sonuca.

Hani neredeyse “Biyolojik Tehlike!” uyarısı asacaklar evimin kapısına.

Her defasında hayallerimi bir karaktere yükleyip yeni bir dünya katıyorum koleksiyonuma.

Günah o kadar güzel kokuyorki burnuma; beni ona, onu kendime sarasım geliyor her daraldığımda.

Kalabalık varsa yanlızlığın, özgürlük varsa kanatların, dinginlik varsa fırtınanın bir anlamı olabilir bu hayatta.

Örnekleri daha da çoğaltabilirim aslında.

Çoğaltım sistemimin dişlilerine lanet bir gülücük takıldı da kusuruma bakma!