Işıklar patlayıp yanarken etrafımızda, karanlık gözlerimizle bakmak istemedik
kör dünyaya.
Çünkü hep utandık kokuşmuşlukları yanar döner ışıklarıyla saklayan bu
hayattan.
Yapay soluğuyla doldurmak istemedik ciğerlerimizi.
Ve boğuldukça asıldık iplere, asıldıkça çıktık düzlüğe.
Gördük ki yakamozlar ve fosforlar tuzakmış; altlarında çırpındıkça battığımız
battıkça yandığımız bataklıklar gizliymiş.
Ateşten yudumlarımızı akıttık içimize.
İçimizdeki nefret daha da irinlendi.
Her birimiz çekildik gece karası, şafak kızılı odalarımıza.
Fısıltılarımızla çığlık attık, ürperdi sahte insanlar.
Konuştuk günlerce, vurdu zamansız saatin kadranı.
Anladık ki biz daha mutluyuz köhne odalarımızda ve biz daha mutluyuz
gürültümüzle.
Sonra birbir gezdik mezarlıkları; seçtik en kadim dostlarımızı.
Yağmura teslim olduk.
Korktuk güneşten.
Ay ışığıyla ısındık.
Sevdik birbirimizi, seviştik gölgelerimizle.
Alevi yudumladık, bastırdık susuzluğumuzu.
Açlık kemirdi bizi, uyku oturdu göz kapaklarımıza.
Can çekildi vücutlarımızdan.
Son kalan gücümüzle tutunduk yaşamımıza.
Çektik soluğumuzu, kanattı içimizi.
Ama döktük dökebildiğimiz kadar kan
Ve kazandık mücadelemizin en son savaşını...
en sevdiklerimden :)
YanıtlaSil